TopBottom
Soru ve görüşleriniz için : e10mami@hotmail.com

adidas ve converse

Posted by david at 9 Mayıs 2010 Pazar
Share this post:
Ma.gnolia DiggIt! Del.icio.us Yahoo Furl Technorati Reddit

2010 yeni sezon yeni çıkan Converse ayakkabıları adeta gökkuşağını andıran Convers Kataloğu nda görücüye çıktı, Yeni converse modelleri lacivert, mavi, beyaz, Kırmızı, açık mavi, yeşil, turuncu, sarı, mor, pembe, siyah, bordo renklerde kumaş ve altı beyaz olan converse ayakkabı modelleri İlkbaharve yazlık Converse modeli ni oluşturuyor bayan Converse modelleri ve 2010 bayan converse modelleri 37 numara ile 42 numara arasında çaşitleri mevcut taraklı ayaklar için converse modelleri bire bir bir spor ayakkabı modelidir. 2010 ilk bahar conwerse modelleri genellikle erkek converse spor modelleri ne göre daha estetik ve ortapedik ayak tabanlı düz topuksuz çeşitleri en çok terceh edilen 2010 ilkbahar Converse Modelleri arasındadır. 2010 Converse Ayakkabı fiyatları 125 tl den başlıyor Bayan converse ayakkabı fiyatları ise100tl den başlar, Genç Erkekler ve genç kızlar için converse Ayakkabı fiyatı biraz daha düşük orjinal fiyatlar 75 tl den başlıyor 450 tl fiyat a kadar çıkıyor. Hadi sevgiyle kalın Konvers sevenler.






Yaşam hayatın bir parçası.Yaşamı blogluyoruz... :)




2010 Adidas Güneş Gölükleri bayanların ve erkeklerin gözdesi olacağa benziyor, Adidas markası ultra viyole işınları göze salmayan gözleri daha canlı ve sağlıklı tutan Adidas Güneş Gözlükleri 2010 serisi daha çok çocuklar ve baylar tercih ediyor fakat plaj gözlükleri ve Çalışma gözlükleri arasında yer alan Adidas Güneş Gözlükleri colormatik kendiliğinden kararan ve gözler gözükmeyen türleri ile hit gözlükler arasında, Adidas marka Güneş Gözlükleri ve fiyatları ise 250 tl den başlıyor fiyatı o kadar pahalı bulmayın lütfen police gözlüklerine göre 2010 Güneş Gözlük Modası Adidas Modelleri çok daha ucuz diyebilirim. Adidas güneş gözlügü istanbulda ve ankarada satan mağzalar büyük alışveriş merkezlerinde bulabilirsiniz adidas gözlük markaları hemen hemen her yerde mevcuttur. Adidas gözlük fiyatları kaç lira diyenler gözlüklerin bazılarının altında yazıyor. Adidas ürünleri olarak Ayakkabı Çanta Eşofman ve Adidas Spor ayakkabılarının yanında Mutlaka Güneş Gözlükğü de almalısınız spor gözükmek için

Etiketler:e10mami.blogspot.com

tesadüfen keşfedilenler

Posted by david at
Share this post:
Ma.gnolia DiggIt! Del.icio.us Yahoo Furl Technorati Reddit

Yaşam hayatın bir parçası.Yaşamı blogluyoruz... :)
Patates cipsleri: New York'ta keşfedildi

Aşçı George Crum, bir müşterisi patates kızartmalarının çok kalın olmasından şikayetçi olunca, çok ince doğradığı patatesleri kızartmaya başladı ve böylece patates cipsi doğmuş oldu.


Viagra: Galler'de keşfedildi

Galler'de, Merthyr Tydfil kasabasında ereksiyon problemi olan erkekler üzerindeki klinik çalışmaların sonucunda keşfedildi.

Oyun hamuru: New York'ta keşfedildi

1940'larda bir James Wright adlı bilimadamının savaşta kullanmak üzere "sentetik lastik" üretme çalışmaları, oyun hamurunun keşfiyle sonuçlandı.



LSD: İsviçre'de keşfedildi

İsveçli bilimadamı Albert Hoffman, doğum üzerine yaptığı çalışmalarda bambaşka bir sonuçla karşılaştı: En yaygın uyuşturucu madde olan LSD



Mikrodalga Fırınlar: Massachusetts'te keşfedildi

1946'da Percy spencer adlı mühendisin cebindeki şekerler, bir magnetron tarafından eritilince günümüz mutfaklarının vazgeçilmezlerinden mikrodalga fırın keşfedilmiş oldu.



Penisilin: İskoçya'da keşfedildi

Alexander Fleming adlı bilimadamı gribe çare ararken, içinde bakteri bulunan bir kapta mantar üremesiyle Penisilin'i keşfetmiş oldu.


X Ray cihazı: Almanya'da keşfedildi

19. yy'da Alman bilim adamı Wilhelm Röntgen radyasyon ile deney yaparken kemiklerin göründüğünü keşfetti.


Yapay tatlandırıcılar: Nebraska'da keşfedildi

Bütün yapay tatlandırıcılar, deney yaptıktan sonra ellerini yıkamayı unutan bilimadamları tarafından keşfedildi.


Brendi:

Ortaçağ tüccarlarının şaraptaki suyu kaynatmalarıyla keşfedildi. Böylece, şarap yolculuklarda daha az yer kaplıyordu.

Sertleştirilmiş plastik: New York'ta keşfedildi

Charles Goodyear, 1839'da, lastik-sülfür karışımını yanlışlıkla ısıtılmış ocağın üzerine düşürünce, sertleştirilmiş plastik de ortaya çıktı.

Etiketler:e10mami.blogspot.com

Facebook

Posted by david at
Share this post:
Ma.gnolia DiggIt! Del.icio.us Yahoo Furl Technorati Reddit

Yaşam hayatın bir parçası.Yaşamı blogluyoruz... :)Facebook endişe yaratıyor

Fransa'da sosyalleşme sitesi Facebook aracılığıyla binlerce kişinin birlikte içki içmek için dev toplantılar düzenlemesi, yetkilileri kamu güvenliği açısından endişelendiriyor.

Paris- Batıdaki Rennes kentinde mart ayında yaklaşık 4 bin ve geçen ay da Brest'te 7 binden fazla kişinin "dev aperitif partisi" için toplanmasının ardından, birlikte içme kavramı tüm Fransa'ya yayılmaya ve daha çok genci çekmeye başladı.

Fransa'da gelecek haftalarda bu tip başka partiler yapılması öngörülürken, özellikle haziran sonunda Eyfel Kulesi'nin altında ve temmuz başında kuzeybatıdaki Rouen kentinde yapılacak aperitif birlikteliğine çok sayıda kişinin katılması bekleniyor.

Toplantı süreci her seferinde birbirine benziyor: Bir internet kullanıcısı, binlercesi katılmadan önce bir sayfa açıyor ve bir randevu yeri veriyor.

Haziranda güneybatıdaki Bergerac kentinde yapılacak ve Facebook'ta şimdiden 1800 kişi toplayan "dev aperitif"in sahibi 30 yaşındaki Pierre Labrunie, böylece kentlerde bir tür coşku yaratıldığını belirterek, "Hem de ucuza festival ortamı yaratıyoruz" dedi.

Sosyolog Christophe Moreau da bu yeni akıma değişik bir yaklaşım sergileyerek, internet bireyleri ekran başına hapsetmekle suçlanırken, bu fenomenin tersini ispatladığını, gençlerin, fiziki irtibatı sanal ilişkilerden öne çıkardığını, böylece dev aperitif toplantılarıyla bir tür rövanş aldığını belirtti. Ancak yetkililer, bu akımın her zaman olumlu sonuçlanmaması dolayısıyla, özellikle kamu güvenliği açısından endişeli.

Yetkililer, geçen ay Foix ve Montpellier kentlerinde yapılacak bu partileri asayiş ve sağlık riski gerekçesiyle yasakladı.

Paris savcılığı da 23 Mayısta Champ de Mars'ta yapılacak partinin organizatörlerini "kalabalığın hareketlerine bağlı ciddi risk" sebebiyle uyardı.

Facebook'ta "Fransa'nın en büyük aperitif toplantısı Paris'te" adı verilen toplantıya 50 binden fazla kişinin katılması bekleniyor.

Etiketler:e10mami.blogspot.com

Anneler günü

Posted by david at
Share this post:
Ma.gnolia DiggIt! Del.icio.us Yahoo Furl Technorati Reddit

Yaşam hayatın bir parçası.Yaşamı blogluyoruz... :)Her yıl Mayıs ayının ikinci Pazar gününü "Anneler Günü" olarak kutluyoruz. Peki annelerimize adanan bu özel gün nasıl ortaya çıktı, ne zamandır kutlanıyor hiç merak ettiniz mi?


Cumhuriyet Haber Portalı

İstanbul- Anneler günü, anneleri onurlandıran bir tatil günüdür. Değişik günlerde ve dünyada değişik ülkelerde kutlanır. Bu günde anneler çeşitli hediyeler alır. Farklı ülkelerdeki insanlar yılın farklı günlerinde kutlar, çünkü gün rakamı farklıdır.

Anneler günü geleneği, Antik Yunanlı'ların Yunan mitolojisindeki pekçok tanrı ve tanrıçanın annesi olan Rhea onuruna verdikleri yıllık ilkbahar festivali kutlamalarıyla başlar. Antik Romalı'lar da ilkbahar festivallerini İsa'nın doğumundan 250 yıl öncesinden ana tanrıça Cybele onuruna kutluyorlardı.

Etiketler:e10mami.blogspot.com

Kadın ve Güzellik Sırları

Posted by david at
Share this post:
Ma.gnolia DiggIt! Del.icio.us Yahoo Furl Technorati Reddit

Yaşam hayatın bir parçası.Yaşamı blogluyoruz... :)Aşk-ı Memnu dizisinin Firdevs Hanım'ı Nebahat Çehre yıllara nasıl meydan okuduğunu açıkladı.

Gazeteci Fatma Nilgün Meral'in "En Güzel 21 Kadın ve Güzellik Sırları" adlı kitabında Nebahat Çehre'ye de yer verdi.

66 yaşındaki Çehre, geçen yıllara rağmen yerinde duran güzelliğinin sırrını söyle anlattı:
- Modada ve makyajda trendleri takip ederken saç ve cilt tonlarınızı göz ardı etmeyin.
- Yüzünüzü mazeretiniz ne olursa olsun temizlemeden yatmayın.
- Kendiniz için hep iyi olanı isteyin.
- Ekmek ve benzeri hamur işlerini kahvaltı dışında tüketmeyin.
- Sigaraya son verin.
- Kırmızı et yerine balığı tercih edin.
- Acıkınca bol salata tüketin.
- Kendinizi sevin, sizi sevenlerle vakit geçirin.
- Günde 2 litreye yakın su tüketin.
- Suyun içine biraz limon dilimleri atarak daha çok su içebilirsiniz.
- Meyve ve çok salata yiyin.
- Günde 200 gram yoğurt tüketin.
- Haftanın üç günü balık yiyin.
- Akşam yemeği için saatinizi 19.00-19.30 olarak ayarlayın.

Etiketler:e10mami.blogspot.com

endonezya depremi

Posted by david at
Share this post:
Ma.gnolia DiggIt! Del.icio.us Yahoo Furl Technorati Reddit

Yaşam hayatın bir parçası.Yaşamı blogluyoruz... :)

 BAZI EVLER HASAR GÖRDÜ

Endonezya'nın kuzeyindeki Sumatra adasını vuran 7,4 büyüklüğündeki depremde bazı evlerin hasar gördüğü bildirildi.

Yerel basın, depremin merkez üssünün Banda Açe'nin 225 kilometre kadar güneydoğusunda, 61 kilometre derinlikte olduğunu duyurdu.

Depremin ardından tsunami uyarısı yapılmıştı.

TSUNAMİ UYARISI KALDIRILDI

Endonezya'nın Sumatra adasını vuran 7,4 büyüklüğündeki depremin ardından yapılan tsunami uyarısı kaldırıldı.

ABD Jeolojik Gözlem Merkezi, deniz seviyesinde belirgin bir tsunami oluşumuna yol açacak değişiklik saptanmadığını bildirdi.

Bu arada Batı Açe polis yetkilisi, Banda Açe'nin 225 kilometre güneyinde meydana gelen depremin paniğe yol açtığını, bazı evlerin hasar gördüğünü belirtti.

Bir yerel yetkili de depremin elektrik kesintisine neden olduğunu, buna karşın telefon hatlarının zarar görmediğini söyledi.

Depremde ölen ya da yaralanan olduğu yolunda henüz bir bilgi bulunmuy

Etiketler:e10mami.blogspot.com

Adidas

Posted by david at
Share this post:
Ma.gnolia DiggIt! Del.icio.us Yahoo Furl Technorati Reddit

Yaşam hayatın bir parçası.Yaşamı blogluyoruz... :)
Yeni Sezon/2010 Adidas Süperstar Modelleri

Adidas'ın efsane haline gelmiş olan Süperstar koleksiyonu tartışılmaz milyonlarca Adidas severin tercih sıralamasında üst sıralarda yer alıyordur.
süperstar modelleri için özel partiler'de düzenlenir aslında bu partiler Adidas geleneklerinde sıkça rastlanır bir durumdur şu sıralar tv reklamlarında d.beckham'ında elinde fotoğraf makinası ise karşımıza çıktığı reklam filmi partilerden birine örnektir.


Adidas severlerin bir araya gelerek adidas sevgilerini en üst düzeye çıkardıkları bu partilere zaman zaman adidas tarafından katılım kampanyalarıda oluşturuluyor.

Sizlere bilgi vereyim derken yine lafı oldukça uzattım ; yeni sezon adidas süperstar modelleri yine harika modeller ile karşımızda .

Adidas mağazalarında uğradığınızda bu güzel ayakkabalıara mutlaka bakmanızı tavsiye ederim.
Adidas süperstar fiyatları 48$ ile 90$ arasında tercihinize göre değişiyor.







Yeni Sezon Adidas Süperstar Modelleri


Süperstar Modelleri

yeni sezon adidas süperstar fiyatları


Etiketler:e10mami.blogspot.com

Vespa için Adidas

Posted by david at
Share this post:
Ma.gnolia DiggIt! Del.icio.us Yahoo Furl Technorati Reddit

Yaşam hayatın bir parçası.Yaşamı blogluyoruz... :)


Ünlü İtalyan motorsiklet markası Vespa için Adidas tarafından hazırlanan ayakkabılar, Vespa kullanıclarını ilgilendirdiği kadar Adidas severler tarafında da ilgi görüyor.


Vespa'cıların özel olarak talep edebilecekleri bu ayakkabı modellerinin çeşitli noktalarında Vespa logosu bulunuyor.

Adidas'ın Vespa için hazırladığı bu özel koleksiyonda ki ayakkabıların fiyatı 80$ ile 90$ arasında değişiyor.










Etiketler:e10mami.blogspot.com

LOUİS VUİTTON ÇANTALAR

Posted by david at
Share this post:
Ma.gnolia DiggIt! Del.icio.us Yahoo Furl Technorati Reddit

Yaşam hayatın bir parçası.Yaşamı blogluyoruz... :)

LOUİS VUİTTON ÇANTALAR , LOUİS VUİTTON BAYAN ÇANTA MODELLERİ



İstinye Park'a en büyük mağazasını açan Louis Vuitton'un İstinye Park Mağazasında bulabileceğiniz şık çantalar.Beğendiğiniz louis vuitton modelini ismiyle İstinye Park mağazsından sipariş edebilirsiniz.Ülkemize yeni yeni giren louis vuitton dünya çapında oldukça elit bir markadır.


MARKA MODEL

LOUİS VUİTTON

LOUİS VUİTTON LONG ALMA

LOUİS VUİTTON AMAZONE

LOUİS VUİTTON BABYLONE

LOUİS VUİTTON BOULOGNE

LOUİS VUİTTON




Etiketler:e10mami.blogspot.com

barbour factory outlet

Posted by david at
Share this post:
Ma.gnolia DiggIt! Del.icio.us Yahoo Furl Technorati Reddit

Yaşam hayatın bir parçası.Yaşamı blogluyoruz... :)

 Anneler gününde nerdenmi hediye alıcaksınız mutlaka barbour selamiçeşme mağazasına uğrayın

tel:02164112925
barbour factory outlet
selamiçeşme shell benzin istasyonu yanı no:172
selamiçeşme kadıköy

Etiketler:e10mami.blogspot.com

kalp ve damar sağlığı

Posted by mam at 4 Mayıs 2010 Salı
Share this post:
Ma.gnolia DiggIt! Del.icio.us Yahoo Furl Technorati Reddit

Yaşam hayatın bir parçası.Yaşamı blogluyoruz... :)


KALP VE DAMAR SAĞLIĞI :Ülkemizdeki en önemli sağlık konularından ilki kalp ve damar sağlığıdır. İnsanların %70’i hayatını kalp ve damar hastalığından kaybetmektedir. Bu nedenle ülkemizdeki zamanlı zamansız ölümlerin baş rol oyuncusunu çok yakından tanımalı ve vurdum duymazlıktan vazgeçip bu konuda çok bilinçli hareket etmeliyiz. 55 yaşından (kadınlar için 65) önce ebeveyni ya da kardeşi kalp krizi geçirenler otomatik olarak koroner kalp hastalığı için daha yüksek risk gurubuna girerler.
Koroner kalp hastalığı risk faktörlerinden, yaş, cinsiyet, ve kalıtımı değiştiremesek de, kan yağları, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, sigara ve kötü hayat tarzı için yapılabilecek birçok şey vardır. Şimdi bu konuları biraz detaylı olarak inceleyelim.






A. KAN YAĞLARI :


Risk faktörlerinin en önemlilerinden biri kan yağlarıdır. Kan yağları önce kolesterol ve trigliserid olmak üzere ikiye ayrılır. Kandaki kolesterolün yaklaşık olarak % 85’ini vücut kendisi üretirken, sadece %15’ini yediğimiz besinlerden alırız. Diğer yağlar gibi görülür olmayışı, bir nevi gizli yağ oluşu, kolesterolü hangi miktarda aldığımızı takip etmemizi zorlaştırır. Kolesterolün iki çeşidi vardır. Bunlar LDL (düşük yoğunluktaki taşıyıcılar-kötü huylu kolesterol) ve HDL (yüksek yoğunluktaki taşıyıcılar- iyi huylu kolesterol) ’dır. HDL, yaklaşık % 50 protein ve % 20 kolesterol içerir. HDL %25 civarında protein ve % 45 civarında kolesterol içerir.


LDL damarlarda plak oluşturan kolesteroldür. Bu kolesterol ne kadar yüksekse plak yapma şansı o kadar fazladır. Kanda dolaşan LDL miktarı arttıkça, damarların iç yüzeyinde oluşan plak kalınlaşarak yırtılma olasılığı artmakta ve kanın geçiş yolunu daraltmaktadır. Damarlara verdikleri zarardan dolayı beslenmemizde LDL’yi mümkün olduğunca düşük düzeyde tutmaya çalışmalıyız. Kanda fazla miktarda LDL bulunması halinde damarların içinde plak oluşumu sonucu damarları daraltır (damar tıkanıklığı), daralmış damar kanın, yani oksijen ve besin geçişinin azalmasına sebep olur. Beyine kan ulaşmazsa hafıza kaybı, kalbe kan ulaşmazsa kalp krizi oluşur.Vücudumuzdaki LDL miktarı yüksek olduğunda veya HDL oranımız düşük olduğunda damar sertliği, dolayısıyla kalp hastalıkları olasılığının arttığı tespit edilmiştir. LDL kolesterolün düşürülmesi damar sertliğini önler, dolayısıyla kalp krizi, felç ve ani ölüm riskini önemli ölçüde azaltır. LDL’ yi düşük tutmak için aşırı kilo alınmamalı, spor yapılmalı, sigara içilmemeli, yağ ve kolesterol oranı yüksek olan besinlerden uzak durulmalıdır. Günlük toplam kolesterol tüketimimizi 200 mg.la sınırlamamız önerilmektedir. Özellikle LDL kolesterolünüz yüksekse kolesterol miktarı düşük olan besinleri seçmelisiniz. Egzersiz yapmak birkaç kilo da olsa zayıflamak temel karbonhidratlardan (yani üç beyazdan) uzak durmak ve doymuş yağ alımını 20 gramın altına indirmek, LDL seviyesinin düşürülmesine büyük katkı sağlar. Her gün bir çay fincanının yarısını dolduracak miktarda, yani 30 gr. badem yemeyi ihmal etmeyin. Omega 3 asitli yağları açısından oldukça zengin bir besin olan badem, kandaki kötü kolesterol ( LDL ) oranını % 4.4 oranında düşürüyor. Badem böylece damar tıkanıklığını önleyerek, dolaşım sisteminin düzenli olarak çalışmasını sağlıyor ve kalbi koruyor.


HDL ise damarda aterom plağı oluşumunu azaltır. Onun için HDL ne kadar yüksekse LDL’nin yaptığı kötülüğü azaltma şansımız vardır. LDL kolesterolünün yüksek olması, damar sertliğinin oluşup ilerlemesinde en başta gelen risk faktörüdür. HDL yüksek tutularak plağın yağ miktarını, reaktivitesini ve yırtılma şansını azaltmaktadır. Bazı suda eriyen lifli besinler (elma, greyfurt ve havuçta suda eriyen bir lif olan petkin mevcuttur) kolesterolü düşürür. Günde iki elma, iki havuç ya da iki greyfurt yenildiğinde kolesterol düzeyinde yüzde 10 civarında bir azalma sağlanabilir. Yulaflı yiyecekler, keten tohumu, kuru fasulye, mercimek, nohut, taze fasulye ve bezelye, pırasa, enginar, kereviz, turp, soğan, sarımsak, brokoli, havuç, limon, ceviz, elma ve çilek kolesterol düzenlemesinde çok yararlı yiyeceklerdir. Günde 50-100 gram yulaf kepeği ya da yarım fincan keten tohumu (hafif alevde kavurup öğüterek salata veya yoğurda ilave ederek) kullanarak etkin bir kolesterol kontrolü sağlanabilir. Bu konuda yapılmış çalışmalara göre günde 15-25 gram suda eriyen lif alan bir kişinin, toplam kolesterol düzeyi % 5 ile % 15 düşmektedir. Balık yağı, balık (özellikle sardalye, somon ve uskumru) ve günde bir kadeh kırmızı şarap veya bir salkım kara üzüm HDL’yi artırabilir. Doymuş yağlar, çoğunlukla hayvansal yağlar, tam yağlı süt ve yoğurt, yağlı kırmızı et, fazla kalorili yemekler ve şişmanlık kolesterolün yükselmesine sebep olan önemli etkenlerdir. Kolesterol konusunda en çok dikkat edilmesi gereken konulardan biri hazır gıda tüketimidir. Özellikle bisküviler ve hazır kek türü gıdalar, içerdikleri çoklu doymuş yağlar nedeniyle kolesterolü yükseltici nitelik taşırlar. Bu nedenle mümkünse bu tür ürünleri tüketmemeye çalışılmalıdır. Makarna kolesterole bağırsaklarda set çeker ve kana karışan kolesterol oranı en aza indirir. Bu yüzden haftada bir iki defa makarna yenmesi tavsiye edilmektedir. Düzenli spor, sağlıklı beslenme ve ideal kiloyu korumak HDL kolesterolünü yükseltmenin en emin yoludur. HDL pek değiştirilemiyor. En fazla biraz ilaç ve egzersizle % 10-15 yükseltilebiliyor. Yani 40 olan HDL’niz en fazla 44-45 yapabiliyorsunuz yani hiçbir zaman 70 olmuyor. Sigarayı bırakmak, egzersiz yapmak deniz ürünlerini tüketmekle HDL’niz yükselmezse Niasin alımını denemekte yararlı olabilir. Bir tür B vitamini olan Niasin HDL’yi % 35 artırabileceği ifade ediliyor. Bu nedenle doktorunuza danışarak bu yolla HDL’nizi yükseltebilirsiniz. Niasin ayrıca LDL’yi % 20, trigliseridi %30 azaltabilir. LDL kolesterolü yüksek bile olsa, eğer HDL kolesterolü ciddi şekilde yüksekse kalp krizi riski çok da fazla değildir. Ama HDL kolesterolü düşükse, (20’lerde ise) LDL kolesterolü düşük bile olsa kalp krizi riski yüksektir.






KAN KOLESTROL DÜZEYLERİ (MG/DL)






TOPLAM KOLESTEROL LDL HDL


İDEAL 200 130 35 erkek


45 kadın


SINIRDA RİSK 200-239 130-159


YÜKSEK RİSK 240 160






Toplam kolesterolün en ideal değerleri 130-190 arasıdır. HDL ne kadar yüksekse o kadar iyi, LDL ne kadar yüksekse o kadar kötüdür. LDL kolesterol düzeyini 100 mg.’ın altına indirmek ve bu düzeylerde sürdürmek, HDL kolesterol düzeyini ise 55 mg. ve üzerinde tutmak gerekmektedir. 40’dan daha az HDL düzeylerine çok düşük olarak bakılmaktadır.Eğer 35’den daha az HDL kolesterolü düzeylerine sahipseniz kalp-damar hastalığı riskiniz iyice yükselmektedir. HDL ve LDL toplamı 200’ün üzerinde ise ve bunun %25’i HDL ise sorun yoktur. Ayrıca LDL’nin HDL’ye oranı 3:1 olmalıdır. Fakat asla 4:1’in altına inmemelidir. Örneğin LDL 120 ise HDL 40 olmalıdır.HDL’nin toplam kolesterol düzeyindeki oranını da kontrol etmek gerekmektedir. Bunun için toplam kolesterol HDL’ye bölünmelidir. Çıkan oranın 4.5 ve altında olması gerekmekte olup ideali 3.5 olmasıdır. Oranın 4-6 olması orta risk düzeyini, 6’nın üzerinde olması ise yüksek risk düzeyini işaret etmektedir.


Son zamanlarda yeni bir kavramdan söz ediliyor. Non-HDL. Toplam kolesterolden HDL’yi çıkarıyorsunuz, kalanın hepsi zararlı sayılıyor. Toplam kolesterol HDL+LDL değildir. Non-HDL ortaya çıktıktan sonra denilen şu ; LDL’nizi bilin. Örneğin 140 olsun. Bunun üzerine 30 ilave edin yani LDL’niz 140 ise 170 gibi başlayın. Başka bir ifade ile hedefinizi 30 mg. daha aşağıya çekin.


Trigliserid diye adlandırılan kan yağı da plak oluşumunda önemli rol oynar. Özellikle de şeker hastalarında veya şeker hastalığına eğilimi olanlarda kilonun yükselmesi ile veya yüksek tansiyonla beraber ciddiyeti daha da artan tablolar yaratır. Trigliseridin arzu edilen değeri 40-150 arasında olmasıdır. 150-199 arası yüksek sınır, 200-499 arası yüksek, 500 ve üstü ise çok yüksektir. Trigliserit / HDL kolesterol oranı yüksekliği de bir gösterge olup, özel dikkat gerektirir. Oranın yüksek olması kalp damar hastalığına yakalanma riski bakımından sigaradan ve yüksek toplam kolesterol düzeyinden de önemlidir. Bu oran mutlaka 2’nin altında, mümkünse 1’in altında tutulmalıdır. Oran 4’ün üzerindeyse normalden daha hızlı yaşlanıyorsunuz ve kısa bir süre sonra damarsal sorunlarla karşı karşıya kalacaksınız demektir.




B. YÜKSEK TANSİYON :






Tansiyon, vücut içinde dolaşan kanın kendini dolaştıran damar cidarlarına yaptığı basınçtır. Normal bir yetişkinin tansiyonu 80/120mmHg civarındadır. Büyük tansiyonun 110-140, küçük tansiyonun 70-85 olması normaldir. İdeal kan basıncı 80/120’nin altında olan değerler olup en normali 7.5-11.5’dur. 55 yaşındaki birinin tansiyonu ideal değerlerinde ise beden yaşı takvim yaşından 9 yıl daha gençtir. 85/130’dan daha az olan değerler kabul edilebilir ortalamalardır. 85-89/130-139 arası değerler uyarıcı kabul edilmeli, 89/139’dan yüksek değerler ise yüksek risk olarak algılanmalıdır. Küçük tansiyonun 80 olması, kalp krizi riskini 90’a oranla yarı yarıya azaltmaktadır. Tansiyonun yüksek ya da düşük olmasının yanında, büyük ile küçük tansiyon arasındaki farkın azlığı veya çokluğu önemlidir. Eğer büyük tansiyon ile küçük tansiyon birbirine yakın ise, bu durum bir kalp yetmezliğinin işareti olabilir. Büyük tansiyon ile küçük tansiyon arası 8, 9 ve daha fazla ise bu takdirde aort damarının sertleşmiş veya kalbi idare eden sinir sisteminin çok hassalaşmış olduğundan söz edilebilir.


Büyük tansiyon 130’un üzerine çıkınca kalp krizi riski artmaya başlar. 140’ın üstüne çıkınca bu risk 2,5 kat, 150-155 arasında 5 kat, 170’lere çıktığında 10 kata ulaşmaktadır. Yüksek tansiyon özellikle Türkiye’de koroner kökenli ölümlerin en belirleyicilerinden biridir. Yüksek tansiyonun çoğu kez hiçbir belirtisi yoktur. Uzun yıllar boyunca oynak seyreder, sabah ölçümü ile akşam arasında farklar olabilir. Kan basıncında bir milimetre artış, yani 140’dan 141’e çıkış kalp krizi riskini artırır. 135-80 olanla 165-95 olanın arasında kalp krizi açısından yüzde 60 fark vardır. Yüksek tansiyon hem kalp hem de felç için ana risk faktörü olup böbrek hastalıklarının en önemli sebebidir.Yüksek tansiyon yaşlanmayı ve şeker hastalığı ile ilgili semptomları hızlandırır. Ayrıca adrenal ya da böbrek sorunlarıyla da tetiklenebilir, böbrek yetersizliğine ve hormonlarla ilgili diğer sorunlu durumlara yol açabilir.Tansiyonu yüksek olanların ilaç tedavisi ile birlikte beslenme alışkanlıklarına dikkat etmeleri, özellikle tuz alımını azaltmaları, düzenli spor yapmaları ve sigarayı bırakmaları önerilmektedir. Ayrıca yağ tüketimi azaltılmalı, kilo verilmeli, alkol sınırlanmalı, sodyum içeren sodalar ve karbonat kullanılmamalı, meyve yenmeli ve stresten uzaklaşmalıdır. Kan basıncı kontrolünde potasyum (muz, kayısı, şeftali, karpuz, kabuklu fırınlanmış patates) kullanımının artırılması, stresle mücadele yöntemlerinin iyi uygulanması da önemli yararlar sağlamaktadır. Kolesterol düzeylerinin kontrolü de kan basıncı düzeyinin yükselmesini engeller. Diğer taraftan tedavi amacıyla kullanılmamak kaydıyla limon suyunun kan basıncını düşürücü etkisi olduğu ve sarımsağın çok fazla etkili olmadığı belirtilmektedir.




C. ŞEKER (GLİKOZ) VE ŞEKER HASTALIĞI (DİABET) :






Glikoz vücudun yakıt olarak kullandığı bir şeker türüdür. Aldığımız gıdaların çoğu vücudumuz tarafından kullanılmak üzere glikoza çevrilir. Şeker veya tıptaki adıyla glikoz, yani üzüm şekeri, gereksiz alındığında erken yaşlanmaya sebep olmaktadır. Şeker denilince akla, şeker ve şeker içeren bütün tatlılar gelmelidir. Ayrıca adı tatlı olmayıp yendiklerinde vücudumuzda hemen şekere dönüşen beyaz ekmek, beyaz makarna, beyaz pirinç, beyaz undan yapılan hamur işleri, patates ve mısır da aynı erken yaşlandırma etkisini yapmaktadır. Şeker ve şekere dönüşen yiyecek maddelerinin aşırı tüketimi kan şekerini yükseltir. Yükselen kan şekerinin metobolize olması için çok miktarda insülin salgılanır. Bu aşırı insülin gereksinimi yağ depolamaya neden olup şişmanlattığı gibi, ayrıca şeker hastalığına, damar sertliğine, kalp krizine ve beyin damarlarının tıkanmasına zemin hazırlar. Yüksek şeker tüketimi bedenden B vitamini, kalsiyum, krom, bakır, magnezyum ve çinko minarelerinin kaybını artırır ve osteoporos (kemik erimesi) dahil bir dizi ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. Kalori veren, tatlandırıcı bulunan meyve suları ve kolalı içecekler, yiyeceklerden daha çok kilo aldırılar. Bir kutu mesrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30 gram seker vardır. 200 gram meyve yenince o gün hiç şeker yememesi gerekir. Diyelim ki çok aşerdiniz, 2 parça çikolata yediniz, o gün meyve yememelisiniz. Tabi bu durumda da meyveden elde etmiş olduğumuz birtakım vitamin ve antioksidanları da feda etmiş oluyoruz. Kısaca alınan şeker konusunda da devamlı sorgulama yapmak durumundayız. Beyaz pirinç ve beyaz un son derece zararlıdır. Çünkü her ikisi de anında şekere dönüşür, yani pilav veya beyaz undan yapılmış ekmek yemekle avuç avuç toz şeker yemek bir olup aralarında fark bulunmamaktadır. Bu nedenle onların yerine esmer un ve esmer pirinç tercih edilmelidir.


Şeker hastalığı (Diabet), bugün dünyada en önemli salgın hastalıklardan biri olup, ABD’de ölüm sebeplerinden üçüncüsüdür. Şeker hastası olanlarda kalpten ölüm oranı hasta olmayanlara oranla çok fazladır. En sık görülen hastalık belirtileri; sık idrara çıkma, çok susama, açıklanamayan kilo kaybı, şiddetli acıkma hissi, ani görme bozuklukları, halsizlik, çok kuru cilt, zor iyileşen yaralar ve artan enfeksiyonlardır. Diyabet, körlüğe, böbrek faaliyetlerinin bozulmasına ve çeşitli kalp-damar hastalıklarının oluşmasına neden olabilir.


Glikoz (kan şekeri) 70-110 ( mg/dl ; desilitre başına miligram )arasında olmalıdır. Kan şekeri 110-125 şeker hastalığını değil, ama muhtemelen insuline direnci gösterir. 125’den sonra risk başlar ve şeker hastası olarak nitelendirilir. Kan şekeri açlık sürecinde 100’ün altında ve öğünlerden sonra 140’ın altında olduğunda normal seviyede olduğu kabul edilir. Üzüm ve muz çok yüksek dozda şeker içerdiği için kontrollü tüketilmelidir. Bir adet kesme şekerde 12 kalori olduğu hatırlanarak çay, kahve vb. içeceklerle şeker kullanılmamaya alışılmalıdır. Şeker hastalığı riskini azaltmak için yapılabilecek en önemli şeyler ; kilonuzu düşük tutmak, egzersiz yapmak (günde yarım saat yürüyüş) ve tansiyonunuzu kontrol altında tutmaktır.






D. SİGARA :






Sağlıklı yaşamın belki de en büyük düşmanının sigara olduğuna inanıyorum. Çünkü sigara içenlerin yarısının ciddi derecede hastalıklara (kalp krizi, ritim bozuklukları, kalp yetmezliği, beyin damarlarında tıkanma, felç, kangren, kanser, larenjit, farenjit, ses kısıklığı, kronik bronşit, anfizem ve akciğer hastalıkları) yakalandığı, bunların da yarısının normal yaşamlarından ortalama 25 yıl kaybedip erken yaşta öldüğü belirtilmektedir. Sizlere burada sigaranın bilinen korkunç zararlarını sayfalarca anlatmak istemiyorum. Bunun yerine çevrenizdeki insanların hastalık nedenlerini araştırmanızı, kaybettiğiniz yakınlarınızın ölüm nedenlerini gözden geçirmenizi ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılan çalışmalarla ortaya çıkan şu 3 tespiti değerlendirmenizi öneriyorum. Sigara ortalama ömrü 12 yıl kısaltır. Sigara içen her 4 kişiden 1’i sigaranın sebep olduğu hastalıklar yüzünden orta yaşta ölüyor. Sigara içen 40-49 yaş arası kişiler, onlardan 20 yıl daha yaşlı, sigara içmeyen kişilerle aynı görünüme sahiptir.


Koroner kalp hastalığı için en önemli risk faktörlerinden biri hiç şüphesiz ki sigaradır. Sigara içmeyenlerde ilk kalp krizi 64, bir paket içenlerde 54, iki paket içenlerde 50 yaşında görülmüştür. Sigara içenlerde kan kolay pıhtılaşmakta, damarlar kolay büzüşmekte ve genişlememektedir. Sigara içenlerin vücuda sağlanan C vitamini miktarını artırmaları, daha çok miktarda C vitamini içeren besin maddeleri tüketmeleri, bu da yeterli olmuyorsa takviye olarak C vitamini alımını sağlamaları gerekir. Sigara içenlerde damar sertliği riskinin 3 kat arttığını söyleyebiliriz. Sigara kalpten ölüm riskini %70 artırır. Hatta yanınızda içilen sigara bile bu riski artırır.Sigara içen birinin yanında bir saat kalmak, aktif olarak dört tane sigara içmekle aynı değerdedir. Puro ile sigara arasında kalbe zarar açısından hiçbir fark bulunmamıştır. Sigara içenin kalp krizi riski, içmeyene göre 3,5 -4 kat fazladır. Sigarayı bıraktıktan sonra kalp hastalığı riski azalmakta olup 5 yıl sonra sigara içilen zamanlara oranla kalp krizi geçirme riski %50-70 gibi küçümsenmeyecek boyutlarda azalmaktadır. Günde bir paket sigara içen bir insanın hiç içmeyen birine göre kanser riski 10 kat fazladır.


Sigarayı bıraktıktan sonra belki akciğer kanseri riski tam olarak sıfırlanmıyor; ama bıraktığınız zaman mükafatını alıyorsunuz. Sigarayı bırakmak birçok kötü hastalıktan korunmanın ve hayatımızı uzatmanın yanı sıra, sağlıklı ve kaliteli yaşamamızı da sağlıyor. Ne kadar çok ve ne kadar uzun süre sigara içmiş olursanız olun, beş yıl içinde sigaranın size kaybettirdiklerinin sekizde yedisini geri kazanabilirsiniz. Bu nedenle sigarayı bırakmadan sağlıklı yaşam felsefesini benimsemiş sayılmazsınız. O halde hemen deneyin, o sizi bırakmadan siz onu bırakın. Bu kararınızla belki de size imkansız gibi gözüken sinsi düşmanınızı kolayca terk edecek ve sağlıklı yaşam felsefesini başlatacaksınız. Başarılı olmamanız için hiçbir neden yok, çevrenizde sigarayı bıraktığına inanamadığınız insanlar size örnek olsun, sizin neyiniz eksik? Size öncelikli önerim işi beyninizde bitirmeniz ve bir gün hedefleyerek en kısa zamanda sigarayı bırakmayı azimle denemenizdir. Bırakılması çok zor, hatta neredeyse imkansız diyorsanız ve sigarayı bırakmayı düşünmüyorsanız, çok büyük bir faydası yok ama en azından içtiğiniz sigara miktarını azaltmayı deneyebilirsiniz. Bu hayırlı girişimiz için sizi gönülden kutluyor ve başarılar diliyorum.


E. DİĞER FAKTÖRLER :




Diğer risk faktörleri, hayat tarzı, beslenme, fiziki aktivite ve vücut ağırlığıdır. Şimdi de bunları özet olarak inceleyelim.


(1) YAŞAM/HAYAT TARZI :


Tam ve eksiksiz bir sağlıklı yaşam programı uygulayabilmek dört temel dayanağı doğru oluşturmakla mümkündür. Bunlar; doğru beslenme, düzenli egzersiz, yeterli ve kaliteli uyku ile dengeli ve stres düzeyi düşük bir ruhsal yaşamdır. Tam ve eksiksiz bir sağlıklı yaşam programının tecrübeli ve kaliteli bir sağlık desteği almayı gerektirdiği de unutulmamalıdır.


Sahip olduğumuz miktarı belli enerjinin tükenmesiyle hayat son bulur. Canlı ne kadar hızlı yaşar ve enerjisini ne kadar hızlı tüketirse o kadar çabuk ölür. Sahip olduğumuz enerjinin savurganca ve çabuk harcanması sürdürdüğümüz yaşam tarzına bağlıdır. Saldırganlık veya kızgınlık kolesterol ve sigaradan daha tehlikeli bir risk faktörüdür. Yaşamımızdaki enerjimizi çalan birçok hırsız vardır. Bunların başında stres gelir. Stres hepimizin hayatında rol oynayan, çevremize göre değişen, ölçümü çok zor bir kavramdır. Alışkanlıklar, kişilik yapısı, aşırı gürültülü ortam, gergin iş ortamı, aile yaşantısındaki sorunlar strese neden olan faktörler arasında yer almaktadır. Pek çok insanın hayatlarının çeşitli aşamalarında psikolojik talebin çok yüksek olduğu ve yüksek strese maruz kaldığı bilinmektedir. Stres bütün yaşlandırıcılar içinde en etkilisidir. Ne kadar stresli olursanız, kaza, enfeksiyon ve damar yaşlanma riskiniz de o kadar artar. Bütün bilim adamları stresin, hastalıkların %70’ine sebep olduğunda birleşmişlerdir. Stresten korunmak için herkese uyacak kalıplaşmış bir reçete henüz bulunmamıştır. Ancak stresin zararlı etkileri azaltılabilir. Bu kapsamda stresten korunmak için spor yapılması, dostlarla bir araya gelinmesi, komedi filmi ve tiyatro izlenmesi, iyimser ve inançlı olunması, müzik dinlenmesi, her gün 15 dakikanın ıssız ve sessiz bir mekanda geçirilmesi, meditasyon ve yoga seanslarına katılınması, huzurlu çalışma ve dinlenme mekanları yaratılması, yeterince ve huzurlu uyunması (uyumadan 4-5 saat önce yemenin kesilmesi ve dinlenmek için her gece erkeklerin gecede 7-8 saat, kadınların ise 6-7 saat uyuması), her sabah soğuk duş alınması veya banyo sonunda vücuda soğuk su tutulması yararlı görülmektedir. Ayrıca her gün, öğleden sonra yarım saat veya bir saat uyunması tavsiye edilmektedir. Bunu uygulayanların çok daha sağlıklı olduğu ve gençliğini uzun zaman devam ettirdiği bilimsel olarak kanıtlanmıştır.Son zamanlarda yapılan bir araştırmaya göre her gün Siesta (Akdeniz ülkelerinde yazın öğle saatlerinde uyumak ) yapan insanlarda kalp krizi riskinin % 35 oranında azaldığı ifade edilmektedir. Stresle mücadelede besinlerden de yararlanabiliriz. Yapılan araştırmalar, stres ve beslenme arasında önemli bir ilişki bulunduğunu göstermektedir. Buna göre, bazı yiyecekler stresi artırırken, bazıları da stresle mücadelede olumlu etki gösterir. Çay ve kahve stresin artmasına neden olurken, sebze ve meyvelerde bulunan vitamin ve mineraller stresi önlemeyi sağlar. Özellikle A, C ve E vitaminleri ile çinko, magnezyum ve selenyum içeren besinler stresle mücadelede en büyük yardımcılardır. Stresle mücadelede iyi magnezyum kaynaklarından ceviz ve bademi mutlaka tüketmeli ancak miktarına çok dikkat etmeliyiz. Sağlıklı bir yaşamı planlarken yeterli ve kaliteli bir uyku da unutulmamalıdır. Yapılan araştırmalar uykusuzluğun hafızayı olumsuz yönde etkilediğini göstermektedir. 4 saatten az 9 saatten fazla uyuyanların ömrünün kısaldığı daima hatırlanmalıdır. Diğer taraftan araştırmalarla doğrulandığına göre en faydalı ve en az zarar görebileceğimiz yatış pozisyonunun sağ yana yatarak ve ayakları vücuda doğru çekerek uyuma şeklinin olduğu belirtilmektedir. Bu yatış şeklinde hem mide ve bağırsaklar korunmakta hem de sindirimin daha kolayca tamamlanması mümkün olmaktadır.


(2) SAĞLIKLI BESLENME:


21 nci yüzyılın en büyük problemi, stresle mücadele ve zayıflama olacaktır. Aşırı kilo alma ve hatalı beslenme Türk toplumunun halen neredeyse tüm kesimlerini ilgilendirir. Sağlıklı bir vücuda sahip olabilmek için, farklı besin maddelerinin belirli oranlarda vücuda sağlandığı bir beslenmeyi ‘sağlıklı beslenme’ şeklinde tanımlayabiliriz. Kısacası sağlıklı beslenme, yeterli ve dengeli beslenmedir. Sağlıklı beslenebilmek için, çok iyi ekonomik duruma sahip olmak değil, konuyu bilmek yeterlidir. Onun için beslenme konusuna bilinçli bir yaklaşım, sağlıklı yaşamamızı sağlayabileceği gibi, ileride karşılaşabileceğimiz birçok hastalığı da engelleyecektir. Sağlıklı yaşamak istiyorsak, sağlıklı bir çevrede yaşamımızı sürdürmeli, temiz ve güvenli su içmeli, sağlıklı beslenmeli, hangi besinleri ne zaman, ne miktarda ve ne sıklıkla tüketeceğimizi bilmeliyiz.


Sağlıklı beslenme için; her gün vücut ihtiyacı kadar protein, karbonhidrat, yağ ayrıca yeterince vitamin, mineral ve posa içeren maddeler tüketilmelidir. Muhtelif yiyeceklerin besin değerleri kalori, karbonhidrat, protein, yağ, kolesterol, posa, vitamin ve mineral değerleri hakkında bilgi sahibi olunmalı ve beslenmede verilen bu değerler mutlaka dikkate alınmalıdır.Sağlıklı beslenme için öncelikle söz konusu besin gurupları hakkında genel bilgiler edinmemiz gerekir.


(a) Protein : Günlük aldığımız kalorilerin % 10-15’i proteinlerden karşılanmalıdır. Sağlıklı beslenmede günlük protein ihtiyacının (kilogram başına 0.8 gramdır yani 70 kilo ağırlığındaki bir insanın günlük protein ihtiyacı 0.8x70=56 gramdır) yarısının hayvansal kaynaklardan (et, tavuk, balık, deniz ürünleri, süt, yoğurt, peynir, ve bunlardan üretilen ürünler) diğer yarısının da bitkisel kaynaklardan (kuru fasulye, bakla, bezelye, nohut, mercimek, soya fasulyesi gibi baklagiller, fındık, fıstık, ceviz, badem gibi kabuklu yemişler) karşılanması gerekmektedir. Ortalama iki sigara paketi kadar balık, tavuk ya da kırmızı et günlük protein ihtiyacımızı karşılamaya yeterlidir. Yeterince protein alınmayınca büyüme aksar. Yaş ilerledikçe alınan protein miktarının fazla olmamasına dikkat edilmelidir. Proteinlerin kullanılmayan kısmı yağa çevrilip depolandığı için, gerektiğinden fazla protein almamaya çok dikkat edilmelidir. Daha dengeli ve kaliteli protein tüketimi için daha az kırmızı et, yumurta ve süt ürünü tüketmeye; baklagillere, kuruyemişe ve balığa yönelmeye özen göstermeliyiz. Gereğinden çok protein tüketmek hipertansiyona, damarların erken yaşlanmasına, gut hastalığına, kemik erimesi (osteoporoz), kolesterol, toksik madde birikimi ve daha erken yaşlanmaya neden olur. En sağlıklı protein kaynağı yağda kızartılmadan yenen balıktır. Ancak balık sağlıklıdır diye her gün aşırı derecede tüketmek fayda yerine zarar getirir. Ayrıca kebap, tavuk kanadı, sucuk, pastırma, tandır, kavurma, kelle, paça ve kokoreç gibi yağlı hayvansal gıda tüketenler çok aşırı kolesterol aldıklarından sağlıklarına fayda yerine büyük zararlar vermektedirler.


(b) Karbonhidratlar: Aldığımız kalorilerin %50-60’ı karbonhidratlar tarafından karşılanmalıdır. Karbonhidratlar en doğru ve en büyük enerji kaynağı olup vücudumuzda şekere dönüşen maddelerdir. Şeker, yaşamamız için gerekli olan enerjiyi sağlayan en önemli karbonhidrattır. Günümüzde en çok tüketilen karbonhidratlar: ekmek, unlu gıdalar, makarna, bulgur, hamur tatlıları, pirinç, şeker içeren bütün tatlılar, patates, meyveler, sebzeler, salatalar ve baklagillerdir. Şişmanlığın en büyük sebeplerinden biri şekerin ve şekere çabuk dönüşen karbonhidratların (beyaz ekmek, beyaz makarna, beyaz un ve mamulleri, beyaz pirinç, helva , havuç, mısır ve patates) aşırı derecede tüketilmesidir. Bu nedenle bunlardan mümkün olduğunca kaçınılmalıdır. En iyi karbonhidratlar glisemik endeksi düşük olanlardır. Posalı (lifli) baklagiller, doğal taş değirmenin kepekli unu, kepekli makarna, kepekli esmer-kabuklu pirinç, kuru fasulye ve diğer baklagiller, meyve, sebze veya salata şeklinde alınan karbonhidratlardaki şeker en yararlı olanlardandır. Bu nedenle mümkün olduğunca bu karbonhidratlar tüketilmeli, sağlıklı beslenmek isteyenler her gün en az yarım kilo meyve, her öğün salata ve her gün yeterince sebze tüketmelidir.


(c) Yağlar: Sağlıklı beslenmede günlük alınan kalorilerin %25-30’u yağlardan karşılanmalıdır. Bir gram yağ 9 kalori, bir gram protein ve karbonhidrat 4 kalori verir. Vücuda alınan karbonhidrat ve proteinlerin fazlası da yağ olarak depo edilir. Yağsız bir beslenme sağlık açısından asla düşünülemez. Yağlar hayvansal (tereyağı, krema, kaymak, balıkta bulunan yağ, et ve ürünlerindeki yağlar, süt ve ürünlerindeki yağlar vb.) ve bitkisel (zeytinyağı, ayçiçeği, mısırözü, fındık yağı, soya yağı, margarin) olmak üzere iki büyük grupta toplanır. Hayvansal yağlar doymuş yağ asitlerinden oluştuğu için katı yağ olup, sindirimleri zordur ve çok miktarda kolesterol içerirler. Bu nedenle mümkün olduğu kadar az tüketilmesi tavsiye edilmektedir. Kolesterol problemi olan kişilerin ise asla hayvansal yağlı gıda tüketmemeleri gerekmektedir. Et, salam, sucuk ve şarküteri maddeleri, yumurta, yağlı yoğurt, tereyağı ve peynirde bulunan yağlar kolesterolü artırır. Doymuş yağların en çok bulunduğu besinler, kırmızı etler, kümes hayvanlarının derisi, tereyağı, tam yağlı süt ve süt ürünleridir. Hidrojene edilerek sertleştirilmiş olan margarinlerde ve özellikle fast food ürünlerinde, bisküvilerde, hazır hamur işi besinlerde, kızarmış patateste, cipslerde, sütten yapılmış hazır kremalardaki trans yağlar sentetik doymuş yağlar olup, doğal doymuş yağlardan çok daha tehlikelidirler. Doymuş yağlar zararlı kolesterolün (LDL) düzeyini artırır, faydalı kolesterolün (HDL) düzeyini ise azaltır. Doymuş yağlar kötü huylu olan LDL kolesterolü kana taşıyan ve damarlara boşaltan bir yağ tipidir. Kolesterol damarlarda birikip kalbe giden kan akımını engelleyerek damar sertliğine neden olur. İyi huylu olan HDL kolesterol, LDL kolesterol tarafından bırakılan yağ kalıntılarını toplayıp, bunları zararsız ürünlere dönüştürerek karaciğere taşınmasını sağlar.


Doymamış yağlar tekli ve çoklu doymamış olarak ikiye ayrılır. Bu yağlar, bitkisel kaynaklıdır ve kolesterol düzeyini artırmazlar, ancak kandaki iki çeşit kolesterolü değişik şekilde etkilerler. Çoklu doymamış yağlar (ayçiçeği, mısırözü, soya yağı) toplam kolesterolü düşürür ama fazlası HDL‘yi azaltır. Tekli doymamış yağlar (zeytinyağı, kanola yağı, avokado, balıkyağı, ketentohumu yağı, kuruyemiş (özellikle ceviz) ve badem yağı) ise, HDL’yi azaltmadan yalnızca LDL’yi düşürür.


Zeytinyağı bir mucizedir. Kanser riskini azaltır. Toplam ve LDL kolesterolü düşürür, HDL kolesterolü yükseltir. Ayrıca LDL kolesterolün damarı tahrip etme olasılığını da azaltır. Birçok bilimsel çalışmada zeytinyağının güçlü bir damar koruyucu olduğunu destekleyen sonuçlar elde edilmiş olup, zeytinyağı açısından zengin Akdeniz tipi diyetlerin kalp hastalığı ve yaşlanmaya karşı koruyucu etkisinin olduğu öne sürülmektedir.


Çoklu doymamış yağlar, içerdikleri yağ asitlerine göre omega-3 ve omega-6 kaynağı olarak iki gruba ayrılır. Omega-3 ve 6, vücut tarafından üretilmeyen, dolayısıyla da mutlaka beslenme yoluyla dışarıdan alınması gereken yağlardır. Bu nedenle bu iki çoklu doymamış yağ türüne ‘elzem yağlar’ denir. Omega-3, kan basıncı ve kolesterol seviyeleri üzerine olumlu bir etkiye sahiptir. Bunun dışında anormal kan pıhtılaşmaları veya damar sertliğinin giderilmesi için de Omega-3 gereklidir. Sürekli tekrarlanan araştırmalarda Omega-3’ün eklemlerdeki iltihapları azaltıcı etkisi olduğu görülmüştür. Omega-6 ise kolesterolü düşürerek kalp krizi ve sıkışması riskinin azalmasına yardımcı olur. Omega-6 ayrıca cildin pürüzsüz ve esnek olmasını sağlar. Yara ve iltihaplanmaları önler. Ayrıca vücut ısısı ve su kaybının düzenlenmesinde de rol oynar. Bu yağ asitleri beyin fonksiyonlarının, sinir, kalp-damar ve bağışıklık sistemlerinin sağlıklı işleyişi için elzemdir. Omega-6 kaynağı olan çoklu doymamış yağlar, pamukyağı, soya yağı, ayçiçeği, ayçiçeği yağı, susam, susam yağı, mısır yağı gibi bitkisel yağlar ile ceviz, fındık, badem, peynir, dondurma, mayonez, kırmızı et ve patlamış mısırda bol miktarda bulunur. Eksikliğinde bağışıklık sisteminde zayıflama, yorgunluk, halsizlik, depresyon, unutkanlık, cilt sorunları, kalp ve damar hastalıklarıyla yüksek tansiyon gibi pek çok rahatsızlıklara neden olur. Omega-3 kaynaklı olan çoklu doymamış yağlar, avokoda, lahana, ıspanak, taze fasulye, semizotu, brokoli ve marul gibi yeşil yapraklı sebzeler, ketenyağı, keten tohumu, ceviz, ton balığı, uskumru, sardalye, hamsi, barbunya, levrek, somon balığı, kanola yağı, fındık yağı, soya yağı, ceviz yağı, ve balık yağında bulunur. Yağlı balıklardaki Omega-3 yağ asidi, beyin fonksiyonlarını güçlendirir ve strese karşı direnci artırır. Haftada en az iki kez balık yiyerek Omega-3 ihtiyacını karşılayabilirsiniz. En değerli omega-3 kaynağı kültür balığı değil, doğal deniz balığıdır. Her gün 1gram omega-3 alınması gerekiyor. Diyelim ki hamsiyi ayçiçek yağında kızarttık, o hamsiden artık bize fayda gelmiyor. Zeytinyağı omega-9 yağıdır. Tekli doymamış yağdır ve omega-3 ün emilimine hiçbir zararı yoktur.Ay çiçeği yağı pişirme esnasında maruz kaldığı ısıdan sonra birtakım yapay yağ asitlerine dönüşür bu da onun olumsuz yanıdır.


Ceviz yemek de başka bir yöntem olabilir. Balık sevmiyorsanız balıkyağı tabletleri kullanabilirsiniz. Günde yaklaşık 3 gr. balıkyağı haftada 400 gr. balık yemekle eşdeğerdir. Omega-3 yağlarını Omega-6 yağlarından 3-10 kat daha fazla tüketebilirsiniz. Dengeli beslenmede amacınız, Omega-3 kaynaklarını artırmaya çalışmak, Omega-6 kaynaklarını ise sınırlayarak oranı 3:1, 4:1 gibi tutmak olmalıdır. Sıvı yağlar yani bitkisel yağlar doymamış yağ asitlerinden oluştuğundan kolesterol içermezler dolayısıyla damar sertliğine neden olmazlar. Bitkisel yağlarda özellikle dikkat edilmesi gerekenler margarinlerdir. Sıvı bitkisel yağları tercih edip margarinlerden kesinlikle uzak kalınmalıdır. Günlük yağ ihtiyacımız her kilogram ağırlığımız için bir gramdır. Buna yemeklere ilave ettiğimiz yağların yanında, yiyecek maddelerinin içindeki yağlar da dahildir. Bahsedilen yağ asitlerini içeren yağ ve besin maddelerini tüketirken çok dikkat edilmelidir. Örneğin 2-3 tatlı kaşığı keten tohumunu salatanıza ilave ederek günlük omega-3 ihtiyacınızı giderebileceğinizin bilincinde olmalısınız.


(d) Vitamin ve mineraller : Sağlıklı beslenme denilince, tüketilen yiyecek maddelerinin yeterince vitaminleri içermeleri gerekir. Vitaminler yağda ve suda erime özelliklerine göre guruplandırılmıştır. Vitaminler yağda eriyenler (A, D, E ve K vitamini) ve suda eriyenler (B ve C vitaminleri, biyotin, kolin, folikasit, inositol, paraaminobenzoik asit) diye ikiye ayrılırlar. Suda eriyen vitaminler vücutta depo edilmediğinden, her gün tüketilen besin maddeleriyle vücuda takviye edilmesi gerekir. Yağda eriyen vitaminlerin fazlası vücutta depolanıyorken, suda eriyenleri vücut kendisine gerekli olduğu kadarını alıp fazla olanı dışarı atar. Bu yüzden özellikle yağda eriyen vitaminleri alırken oldukça dikkatli olunmalıdır. Vücuttan atılan vitaminlerin fazla alınması zarar vermez ama vücutta depolanların fazlasının zararı çok olabilir. Ölçülü alındığı takdirde inanılmaz faydaları olan vitaminlerin fazlası zararlı olduğundan doktor kontrolü ihmal edilmemelidir. Vücudumuzdaki metabolik olayların birçoğunda yer alan ve aynı zamanda büyüme ve bilhassa kemiklerin yapımında başrolü oynayan mineraller sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum ve fosfordur. Demir, çinko, bakır, selenyum, krom, kobalt, iyot, bor, brom, germanyum, molibden, silikon, sülfür, vanadyum vb. mikro mineraller de mevcut olup, bunlar ve tüm mineraller vücudumuzda üretilmediğinden besinlerle dışarıdan alınmalıdır. Sağlıklı yaşam için gereken mineral miktarlarını tek başına besinlerle almak imkansız değilse de güç olabilir. Mineral tamamlayıcılar vücudumuzun gereksinimini olan tüm mineralleri almamıza yardımcıdır. Bunlar genellikle multi vitamin içeren tamamlayıcılar olmakla birlikte, her bir mineral tek başına tamamlayıcı formda alınabilir.Takviye olarak C, E, D, B6 ve kalsiyum içeren multi vitaminler alınmalıdır. Bu bölümde özellikle önemleri nedeniyle D vitamini, kalsiyum, magnezyum ve potasyumu biraz detaylı incelemekte yarar görüyorum.


D vitamininin kanser riskini azalttığı, yapılan çalışmalarla kanıtlanmıştır. D vitamini kemik sağlığı açısından ve eklemlerimiz için de önemlidir. Yakın zamanda yapılan araştırmalar, D vitamininin mafsal iltihabının ilerlemesini yavaşlattığını ortaya koymuştur. Balık ve kabuklu deniz ürünleri doğal olarak D vitamini içerir. Süt ve süt ürünleri, doğal (sıkma) portakal suyu ve çeşitli hububatlar diğer D vitamini kaynaklarıdır. Altmış yaşının altında olanlar için günde 400 IU daha ileri yaştakiler için 600 IU D vitamini alımı önerilmektedir. Bu ihtiyaç günde 4 bardak yağsız süt ve portakal suyu ile veya tablet olarak da alınabilir. Ayrıca 45 koruyucu faktör sürülmüş olarak, dışarıda 15-20 dakika geçirerek güneşten de bu ihtiyacı giderilebilirsiniz. Doğru miktarda kalsiyum alımı, eklemleri iltihaplanmalardan koruduğu gibi, kasların büzülme kabiliyetlerine de katkıda bulunur.


Kalsiyum aynı zamanda beynin sinirlerle daha rahat iletişim kurmasını ve tansiyonun normal seviyede kalmasını sağlar, kolon kanserini engeller, kemikleri güçlendirir ve sağlamlaştırır. Kemikleri genç ve güçlü tutmak için erkekler günde 1000 ila 1200 miligram kalsiyum almalıdır. Altmış yaşın altındaki kadınlar 1200, üstündekiler ise 1600 miligram kalsiyum almalıdır. Süt, yoğurt, peynir, yeşil ve yapraklı sebzelerde bol miktarda kalsiyum bulunmaktadır. Günde 20 gramdan fazla doymuş yağ alımının yaşlandırıcı etkisi olmaktadır. Ayrıca doymuş yağ damarlarda iltihaplanmalara yol açar, bağışıklık sistemi ile ilgili sorunları artırır ve kilo aldırır. Bu nedenle süt ürünlerinin az yağlı ya da yağsız olanları tüketilmelidir.


Metabolizmanın düzenlenmesinde yararlı olan magnezyum, tansiyonun düşürülmesinde ve damarların genişletilmesinde yardımcı olur. Magnezyum kalsiyumun sinir sistemi üzerindeki etkilerini dengeler. Günde 400 ila 500 miligram alınması önerilmektedir. Çoğu kuru yemiş, özellikle badem, kepekli ürünler, soya ve barbunya fasulyesi, avokado, pancar, kuru üzüm ve hurmada magnezyum bulunmaktadır.


Araştırmalar yüksek potasyum alımının damar yaşlanmasının ciddi türlerini azaltabileceğini ortaya koymuştur. Potasyum tansiyonu düzenler kalp ve böbreklerin düzgün çalışmasını sağlar. Önerilen miktar günde 3000 miligramdır. Bir muz yaklaşık 450, avokado 1000 miligram içerir.


(e) Posa (Lif) içeren yiyecekler: Posa (lif) terimi besinlerin içindeki sindirilemeyen pek çok değişik madde için kullanılır. Lif hiçbir vitamin, mineral ya da kalori sağlamaz, fakat bazı önemli fonksiyonları vardır. Kalori içermediğinden tok hissettirir ve aşırı yemeği önler. Lif kilo kontrolü ve sindirim sistemimizin rahat çalışmasına yardımcı olmaktan başka kanser, kalp hastalığı ve diyabet gibi değişik hastalıklara karşı korunmaya da yardımcı olur. Posa, yiyecek maddelerinin bileşiminde yer alıp bağırsakta emilmeyen bitkisel liflerdir. Tüm sindirim yolunu takip ederek, vücudu girdikleri gibi terk ederler. Lifli besinler en geç 24 saat içinde vücut dışına atılır. Liflerin bağırsakları çalıştırıcı özelliği, bağırsak kanseri oluşumunu engeller. Liften zengin karbonhidratlı besinlerin tüketilmesi de kandaki kolesterol seviyesinin düşürülmesine yardımcı olur. Sağlığınız için lifli besinlerden vazgeçmeyin. Liften yana zengin yiyecek maddeleri; doğal tahıl ürünleri (kepekli ekmek, kepekli makarna, kabuklu pirinç, kepek, yulaf ezmesi, çavdar ekmeği) lahana, kabak, ıspanak, brüksel lahanası, brokoli, bezelye, dolmalık kabak, patates, taze fasulye, semizotu, patlıcan, pırasa, havuç, bamya gibi birçok sebze ve yeşil salatalar, kuru kayısı, erik, incir gibi kuruyemiş ve meyveler (greyfurt, portakal, üzüm) ile baklagillerdir. Meyvelerin kabuğu, üzümün zarı, mandalinanın soyulduktan sonra üzerinde kalan parçaları, sebzelerin zarları, kuru fasulye ve nohudun kabuğu gibi maddeler de liflere örnek teşkil ederler. Beslenme uzmanları her gün 25-30 gram lif alınmasını tavsiye eder. Kahvaltıda yüksek lifli tahıl kepeği, öğün aralarında bir elma, akşam yemeğinde de bir koçan mısır veya bir havuç yiyerek 30 gram lif alabilirsiniz. Tahıl kepekleri (buğday, yulaf, arpa, pirinç, mısır vb.) en fazla konsantrasyona sahip lif kaynaklarıdır. Zenginleştirilmiş ekmekler her ne kadar tahıl kepekleri kadar lif bakımından zengin değillerse de iyi birer kaynaktır.






(3) FİZİKİ AKTİVİTE ( EGZERSİZ-SPOR ) :






Egzersiz sağlığımız için son derece önemlidir. Sağlıklı bir yaşam için sadece egzersiz yapmak yetmez, egzersizi sevmek ve onu bir kalori harcama makinesi gibi algılamamız gerekir. Haftada 3500-6500 kalori yakmalıyız. Gün içinde 10.000 adım atmalıyız, sabah akşam 10’ar defa derin nefes alıp vermeliyiz, kalp atışlarını artıracak hareketler yaparken özellikle kollarımızı hareket ettirerek kalp krizi riskini azaltmalıyız.Yaptığımız egzersizin etkili olması için her gün en az 20 dakika ciğerlerimizi, kalp ve damar sistemimizi harekete geçirmeliyiz. Bu tip egzersizin en ucuz ve kolay yolu, rahatsızlık duymadan mümkün olduğunca hızlı yürüyüş yapmaktır. Her gün veya gün aşırı 30-60 dakika yapılacak bir yürüyüş uzun ve sağlıklı yaşamın sigortasıdır. Dayanıklılığımız arttıkça hızımızı ve yürüdüğümüz mesafeyi artırmalıyız. Elverişsiz hava koşullarında veya yürüyüş alanının olmadığı durumlarda evde kullanılabilecek en sağlıklı spor aleti yürüyüş bandıdır. Her gün veya en az gün aşırı 45 dakika yürüyüş bandını kullanmak büyük fayda sağlar. Genel olarak kalbimizi koruyacak şekilde çalışma programımızı haftada 1000-2000 kalori harcayacak şekilde ayarlamaya çalışmalıyız. Normal olarak haftada 15-30 km. yürüyerek bu rakamlara ulaşılabiliriz.


Egzersiz yaparken az bir çarpıntı olabilir ama nefes darlığı asla olmamalı ve hareket size sıkıntı vermemelidir. Nabzın hareket esnasına ne kadar yükselmesi gerektiğini bilmeniz gerekir. Bunu tespit etmek için 180’den yaşınızı çıkarmalısınız. Elde edilen rakam nabzınızın hareket esnasında çıkabileceği üst sınırı belirler. Örneğin eğer 55 yaşındaysanız nabzınızın 180-55=125’e kadar yükselmesinin sağlığınız açısından hiçbir zararı yoktur. Amerikan kalp vakfı önerilerine göre egzersiz yaparken nabzın (kalp atım sayısı) maksimum nabız sayısının %60 ila %75 arasında olmasına özen gösterilmelidir.






Alt sınır = 220 - yaş = Y x 0.60 = a


Üst sınır = 220 - yaş = Y x 0.75 = b






Yani kondisyon çalışmaları a ve b nabız değerleri arasında yapılmalı, egzersize ilk başlandığında kalp hızının azami 99 civarında tutarak ilerleyen haftalarda 124’e kadar çıkarmalıdır. 55 yaşında iseniz değerleri formüllere tatbik ettiğinizde 99-124 arasındaki değerler sizin için sorunsuz egzersiz yapma değerleridir. Formda olan kişiler ve sporcular için formüldeki 220 rakamı yerine 205 rakamı kullanılır. Ölçümü nabız saati veya cihazların üzerinden yapabilirsiniz. Yürümek, koşmak, bisiklete binmek ve yüzmek en yaygın egzersizlerdir. Egzersiz, kanseri, özellikle erkeklerde yaygın olan kalınbağırsak ve prostat kanserinin önlenmesinde rol oynayabilir. Sürekli olarak egzersiz yapan erkeklerde prostat kanseri çok daha az görülmektedir. Bir çalışmada, haftada 4000 kaloriden daha fazla egzersiz yapan erkeklerde prostat kanseri anlamlı oranda daha düşük, buna karşılık 1000 kaloriden daha az egzersiz yapan erkeklerde ise anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Aynı şekilde düzenli olarak egzersiz yapan kadınlarda meme kanseri oranı yüzde 37 oranında azalmaktadır. Egzersizin kalp hastalığı riskini düşürmesinin yollarından biri de kolesterol düzeyini kontrol altında tutmasıdır. Yüksek yoğunlukta ve düzenli egzersiz, iyi huylu HDL kolesterol düzeyini yüzde 5-15 artırır. Düzenli spor yapmak hem bedensel hem de ruhsal sağlığımız için mucizevi bir rol oynar. Düzenli spor veya fiziksel hareketlilik, kalp krizi geçirme olasılığını %35-55 oranında azaltmaktadır. Sporun en önemli etkisi kalbimiz ve kan damarlarımız üzerindedir. İnsanlar ne denli hareketli iseler, kalp krizi geçirme olasılıkları o denli azalmakta, beyin de dahil olmak üzere tüm damar sağlıkları korunmaktadır. Günlük yaşamında hareketli olanların ve muntazam egzersiz yapanların, yapmayanlara göre daha yavaş yaşlandığı ve daha uzun ömürlü olduğu bilinen bilimsel bir gerçektir.


Düzenli egzersiz; hafızamızın ve beyin fonksiyonlarımızın gelişmesine yardımcı olur, eklem ve kasları kuvvetlendirir, bağışıklık sistemini güçlendirerek enfeksiyon hastalıklarını önler, şeker hastalığından ve kanserden korur, hormon salgılarını artırarak yaşlanmayı yavaşlatır, kalp-dolaşım sistemini güçlendirir, kolesterolü düşürür, düşük tansiyonu stabilize eder, yüksek tansiyonu düşürür, meditasyon etkisi yaparak stres etkisini azaltır, bağırsak hareketlerini artırarak kabızlığı önler, kemikleri güçlendirir, doku kalitesini arttırır, vücudu şekillendirir, gevşeme ve sarkmaları azaltır, kilo alımını önler, uyku bozukluklarını düzeltir. Düzenli yapılan egzersizle beraber güç getiren egzersizler, yani hafif ağırlık çalışmaları ile dokümanın sonunda gösterilen boyun, omuz, bel, kalça, ve diz eklemleri ile karın kaslarını geliştirici egzersizlerin de düzenli olarak yapılması halinde büyük yararlar görüleceğine inanmaktayım. Resimli olarak gösterilen eklem egzersizleri düzenli olarak yapıldığında eklemlerin kireçlenmeleri önlenir. Fazla kilo alıp eklemleri harap etmemeli ve her gün bu basit egzersizleri yaparak eklemlerimizi hareket ettirmeliyiz. Herhangi bir ekleminizde kireçlenme veya başka bir sorun mevcutsa bu egzersizler yerine doktorunuzun vereceği egzersizleri yapmalısınız. Ağırlık kaldırmak vücuttaki yağsız kas oranını artırır, kasları güçlendirir, kalp damarların yaşlanmasını yavaşlatır, bağışıklık sistemini, ve kemikleri güçlendirir. Haftada sadece yarım saat boyunca ağırlık kaldırma çalışması yapmak, kemik yoğunluğunu artırmak ve korumak için yeterlidir. Bu egzersizi 10’ar dakikalık üç parçaya ayırırsanız en fazla kazanç sağlanır ve yararları hemen görülmeye başlanır.


İki Alman bilim adamı (Dr.Peter Axt ve Dr. Mıchaela Gadermann) tarafından herkesin belirli bir yaşam enerjisi olduğu ve bu enerjinin hızlı şekilde tüketilmesi halinde ömrün kısaldığı belirtilmekte olup, eğer stresli bir yaşam sürüp sık sık egzersiz yapılırsa, vücudun yüksek kan basıncına neden olan hormonlar ürettiği ve bunun da kalp ve damarlara zarar verdiği öne sürülmektedir.


Sağlıklı beslenme ve sağlıklı kilo vermek konusundaki en önemli değerlerden biri de vücudun harcadığı kalori miktarıdır. İdeal sağlık için, haftada 3500 ila 6500 kalori (diğer bir deyişle günde 500 ila 950 kalori) yakmak adına yeterince fiziksel faaliyet gerçekleştirilmesi gerekir. Haftada en az üç kez 20’şer dakikalık egzersiz yapmak uzun vadede daha genç ve uzun yaşamak için yeterlidir. Besin değeri yüksek, az kalorili gıdalar kilo alımını engeller. Fazla kilolardan kurtulmanın en ideal yolu, alınan kalori miktarını azaltıp, harcanan kalori miktarını artırmaktır. Bunun da en pratik çözümü daha çok hareket etmektir.






(4) VÜCUT AĞIRLIĞI :






Şişmanlık, (tıp dilinde obezite) alınan besinlerden sağlanan enerjinin, harcanmadığı zaman, deri altında yağ birikimi oluşmasıyla ortaya çıkan önemli bir sorundur. Obezite temelde beş nedene bağlanmaktadır. Bunlar; beslenme hataları, hareketsizlik, hormonal dengesizlik, metabolik bozukluk ve psikolojik faktörlerdir.


Normal kilo nedir? Normal kilo, boya göre değişiyor. Normal vücut ağırlığı için, kullanılan bir indeks mevcuttur. Vücut kitle indeksini bulmak için, kilogram olarak kilomuzu, boyumuzun metre olarak karesine bölüyoruz. Diyelim ki, bir kişinin ağırlığı 81 kg. boyu 1.70 cm. Beden kilo indeksi 81/(1,7x1,7) = 27 bulunur. Bu kişi fazla kiloludur ve kilo vermelidir. Vücut kitle indeksi değeri 18.5’in altında olanlar ‘zayıf,’ 18.5-24.9 arasında olanlar ‘normal’ kilolu, 25-29.9 arasında olanlar ‘fazla kilolu’, 30-39.9 arasında olanlar obez (şişman) kabul edilmektedir. 40’ın üzerinde olanlar ise ‘ileri derecede obez’ olarak tanımlanıyor.İdeal kilomuz ne olmalıdır? İdeal kiloyu bulmak için kullanılan yaygın formüllerden biri şudur :


Kadınlar için : Yaklaşık olarak boyun ilk 152 santimi için 43 kg. ve sonraki her 2,5 cm için 1,8 kg. ilave edilir. 162 cm bir kadın için 43 + 7,2 = 50,2 kg ve 167 cm bir kadın için 43 + 10,8 =53,8 kg. bulunur.


Erkekler için : Yaklaşık olarak boyun ilk 152 cm için 48 kg. ve sonraki her 2,5 cm için 2,3 kg. ilave edilir. Formül uygulandığında 170 cm bir erkek 65 kg. ve 178 cm için 70,3 kg. bulunur.


Bu konuda verilen tüm formüller içinde en doğruya yakın olanının Lorentz formülü olduğu iddia edilmektedir. Buna göre ideal kilo = (Boy cm – 100) – [ (Boy-150 : 4)] formülü ile bulunmakta olup 170 cm boy için ideal kilo 65 kg. olarak bulunmaktadır.


Şişmanlık en az sigara kadar tehlikelidir. Şişmanlık sonucu oluşan kronik bozukluklar insan ömrünü kısaltıyor. Araştırmalara göre 40-44 yaş arasında, normal ağırlığından yüzde 20 daha şişman olan kişilerde ölüm oranı, şişman olmayanlara oranla yüzde 30-40, aynı yaş grubunda yüzde 40 ve daha fazla şişman olanlarda ise ölüm oranı yüzde 80 daha fazladır. 50 yaşındaki bir kişinin normalden 25 kg. daha fazla olması, beklenen yaşam süresini, şişman olmayan bir kişinin yarısına indiriyor. İdeal kilodan daha düşük kilolu olan insanlar daha uzun ömürlü oluyor ve ideal kilo korunarak kalp krizi geçirme olasılığı %35-55 oranında azaltılabiliyor.


Vücut kitle indeksi aynı olan iki kişiden kiloları karın çevresinde olanın riski, kalça çevresinde olana göre çok daha fazladır. Risk için yapılan ölçümlerden biri de karın çevresidir. Bel çevresi ne kadar ince ise şişmanlık ve kalp hastalıklarına bağlı ölüm riski de o kadar düşmektedir. Göbek deliğinin yanını çimdikleyen bir erkek 4 cm.den daha fazla, kadın ise 2.5 cm.den daha fazla deri tutamamalıdır. Bel çevresinin boy uzunluğunun en fazla yarısı kadar olması gerekir. Toleransı 5 cm. fazlalıktır. Her 1.5 cm. fazlalık yarım kg. yağ dokusuna eşittir.Bel çevresini ölçerken mezuranın bele mutlakla göbek deliğinin üzerinden dolanmasına dikkat edilmelidir. Ayrıca ölçüm yaparken derin nefes alınıp karnın mümkün olduğunca düz hale getirilmesi gerekir. Bel çevresi kadında 82 cm.yi, erkekte 93 cm.yi geçince sağlık riski artmaya başlıyor. Karın çevresi erkeklerde 102 cm, kadınlarda 88 cm’den fazla olduğunda yüksek risk demek olup, endişe edilmeye başlanmalıdır. Karın çevresinde biriken yağlar kolaylıkla kroner damarları daraltmakta, tıkamakta ve kalp krizine sebep olmaktadır. Bel çevresi ile kalça çevresindeki oran da önemlidir. Bel çevresinin kalça çevresine oranı (bel/kalça) 12’den büyük olursa hastalık riski söz konusudur. Bel ölçüsünü kalça ölçüsüne böldüğünüzde erkekte 0.95, kadınlarda 0.80’nin üzerindeki sayılar kalp hastalığı tehlikesinin arttığını gösterir. Daha büyük oranların söz konusu olması halinde kilonuz ne olursa olsun, bedeninizdeki yağ birikiminin kalp-damar sağlığınız açısından ciddi bir tehdit oluşturduğunu düşünebilirsiniz. Diğer taraftan normal kilodan %20 fazlası olan kişinin, normal kilolu birine göre yüksek tansiyon ve şeker hastası olma olasılığı üç kat, kolesterolünün yükselme olasılığı ise %50 artmaktadır. Fazla kilolu olmak, özellikle yaşlı insanlarda sağlık sorunlarını artırıcı önemli bir risk faktörüdür. Şişmanlık; kalp damar sistemi rahatsızlıkları, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, yüksek kolesterol, solunum rahatsızlıkları, eklem hastalıkları, kısırlık, iktidarsızlık, safra kesesi hastalıkları, taş oluşumu ve bazı kanser hastalıklarına sebep olabilmektedir.


Yukarıda belirtilen tüm risk faktörleri birbirinin üstüne eklendiğinde, çok daha tehlikeli bir durum ortaya çıkmaktadır. Bir araştırmaya göre, sigara içmeyen ve küçük tansiyonu 90’dan az olanlarda risk çok düşüktür. Sigara olmasa da, tansiyon yüksekse, kolesterol çok normal olsa bile risk 2 katına çıkmaktadır. Hem sigara içiyor, hem tansiyonunuz ve kolesterolünüz yüksekse risk 10 katına çıkmaktadır.

Etiketler:e10mami.blogspot.com

KANSER NEDİR?YAŞAMDA

Posted by mam at
Share this post:
Ma.gnolia DiggIt! Del.icio.us Yahoo Furl Technorati Reddit

Yaşam hayatın bir parçası.Yaşamı blogluyoruz... :)

KANSER NEDİR?YAŞAMDA

Vücudumuzda tüm organlar hücrelerden oluşur. Hücreler vücudumuzun en küçük yapıtaşlarıdır ve ancak mikroskopla görülebilirler.

Sağlıklı vücut hücreleri (kas ve sinir hücreleri hariç) bölünebilme yeteneğine sahiptirler. Ölen hücrelerin yenilenmesi ve yaralanan dokuların (vücut içi ve dışındaki) onarılması amacıyla bu yeteneklerini kullanırlar. Fakat bu yetenekleri de sınırlıdır. Sonsuz bölünemezler. Her hücrenin hayatı boyunca belli bir bölünebilme sayısı vardır. Sağlıklı bir hücre gerektiği yerde ve gerektiği kadar bölüneceğini bilir.

Buna karşın kanser hücreleri, bu bilinci kaybeder, kontrolsüz bölünmeye başlar ve çoğalırlar. Kanser hücreleri birikerek tümörleri (kitleleri) oluştururlar, tümörler normal dokuları sıkıştırabilirler, içine sızabilirler yada tahrip edebilirler. Eğer kanser hücreleri oluştukları tümörden ayrılırsa, kan yada lenf dolaşımı aracılığı ile vücudun diğer bölgelerine gidebilirler. Gittikleri yerlerde tümör kolonileri oluşturur ve büyümeye devam ederler. Kanserin bu şekilde vücudun diğer bölgelerine yayılması olayına metastaz adı verilir.

Kanserler oluşmaya başladıkları organ ve mikroskop altındaki görünüşlerine göre sınıflandırılırlar. Farklı tipteki kanserler, farklı hızlarda büyürler, farklı yayılma biçimleri gösterirler ve farklı tedavilere cevap verirler. Bu nedenle kanser hastalarının tedavisinde, var olan kanser türüne göre farklı tedaviler uygulanır.


Kanser hücreleriyle (pembe), lenfositlerin (sarı) savaşı.



Kanserin Nedenleri ?

Kanserin sebebi henüz kesin olarak bilinmemektedir. Kanser hastalığı için iki grup risk faktörü vardır. Kanser için risk faktörleri yaşam şekillerine, yaşa, cinsiyete ve aile öykülerine bağlı olarak değişir. Bir başka risk grubu ise çevresel faktörlerdir.

*

Sigara alkol kullanımı,
*

Uzun süre ve tehlikeli saatlerde güneş altında kalma,
*

Aşırı dozda röntgen ışınına maruz kalma,
*

Bazı kimyasal maddeler (katran, benzin, boya maddeleri, asbest v.b.)
*

Bazı virüsler
*

Hava kirliliği
*

Radyasyona maruz kalma,
*

Kötü beslenme alışkanlığı




Kanser Tehlikesinin 7 Habercisi


Kanserin belirti ve bulguları köken aldığı doku ve organlara göre değişir. Hatta bazen hiç belirti ve bulgu vermeden kontrol muayenelerinde kanser tanısı konulabilir.


Aşağıdaki belirtilere dikkat edin:
bullet

Rahim ve makattan gelen normal olmayan bir kanama veya akıntı
bullet

Memede veya vücudun herhangi bir yerinde ortaya çıkan şişlik ve sertlikler
bullet

İyileşmeyen yaralar
bullet

Uzun süreli ses kısıklığı ve öksürük
bullet

Yutkunma güçlüğü ve hazımsızlık
bullet

Ben ve siğillerde meydana gelen büyüme, kanama, renk değişikliği, yara...
bullet

Büyük ve küçük abdest yapmakta ki değişiklikler



Bu değişiklikler görüldüğünde bir hekime başvurmayı ihmal etmeyiniz....






EN SIK GÖRÜLEN KANSER TİPLERİ

Meme kanseri


Akciğer kanseri




Prostat kanseri




Mide kanseri


Kalın barsak kanseri


Rahim ağzı kanseri



KENDİ KENDİNİZİN BEKÇİSİ OLUN

Önce kanserden korkmamayı öğrenmeliyiz. Korku doktora gitmeyi önler ve hastalığın iyileştirilmesini engeller. Hastalık belirtilerini yorumlamak yalnızca doktorların görevidir. Kanserin belirtilerini bilmek bu belirtilerin herhangi birini hissettiğimizde derhal doktora başvurmak şarttır. Hiç rahatsızlık duymasak da yılda bir kez mutlaka genel kontrolden geçmeliyiz. Kanserin iyileştirilir bir hastalık olduğunu unutmamalıyız. İyileşme oranı kanserin erken teşhisi ile doğru orantılıdır.






1. Akciğer Kanseri;

· Uzun süre devam eden öksürük

· Öksürürken kan gelmesi

Nefes darlığı

Akciğer kanserini önlemek için sigarayı bırakın ve sigara içilen kapalı ortamlardan kaçının.

2. Cilt Kanseri;

· İyileşmeyen yara

· Ben ve siğillerde şekil, renk değişikliği

· Ani oluşan ben ve siğiller

Tehlikeli saatlerde güneşlenmeyin, mutlaka yüksek koruma faktörlü güneş kremleri kullanın.

3. Meme Kanseri;



· Memede ele gelen sertlik

· Meme başında içeri doğru çekilme

· Meme başında akıntı

· Meme şeklinde ki değişiklikler

Aylık olarak kendi kendinize meme muayenesi yapın, düzenli olarak mutlaka doktora gidin.


4. Ağız Kanseri;

Düzenli muayene ile diş hekiminiz ve doktorunuz ağız kanserini saptar

5. Rahim Kanseri;


· Menopozdan sonra olan kanamalar

· Nedeni belli olmayan vaginal akıntılar

· Bir aydan fazla devam eden adet kanaması, düzensizlikler veya anormal kanamalar

· Karında şişlik



Düzenli olarak PAP smear testi yaptırın ve pelvik muayene olun.

6. Kolon Kanseri;


· Makattan gelen kanama ve dışkılama alışkanlıklarının değişmesi

· Karın ağrısı

· Karında kitle

· Kilo kaybı



Sağlıklı ve dengeli beslenmeye dikkat edin. Az yağlı, bol lifli (sebze, meyve, kepekli unla yapılmış yiyecekler) besinleri tercih edin.



7. Prostat Kanseri;


· Sık sık (özellikle geceleri) idrara kalkma

· Kesik kesik, ağrılı ve sızılı idrar yapma

· İdrar kesesini tam boşaltamama hissi

· İdrar tutmada güçlük

· İdrar akış gücünde azalma



Hiçbir şikayeti olmasa da 45 yaş üzerinde her erkek, senede bir defa, PSA (prostat spesifik antijen) kan testi yaptırmalıdır.



KANSERDE ERKEN TANI



*

Tedavi şansını artırır
*

Tedaviyi kolaylaştırır
*

Tedavi giderlerini azaltır
*

Doku ve organ kaybını önler
*

Sakatlık bırakmaz
*


HAYAT KURTARIR



Günümüzde, milyonlarca insan kanserli yada kanseri tedavi edilmiş olarak yaşamaktadır. Kanser tanısı ne kadar erken konursa, tedavisi o kadar erken başlar ve kanser tedavisi ne kadar erken başlarsa tedavinin başarıya ulaşma şansı da o kadar yüksek olur.





Kaynaklar

1.

American Cancer Society
2.

Cecil Textbook of Medicine
3.

National Foundation for Cancer Research
4.

National Cancer Institute
5.

T.C Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanlığı
6.

Türkiye Kanserle Savaş Vakfı
7.

Türkiye Kanser Derneği
8.

Göğüs Kanseri Dayanışma Grubu

Etiketler:e10mami.blogspot.com

angus sığırı yaşam bizi avrupadaki etlere götürdü

Posted by mam at
Share this post:
Ma.gnolia DiggIt! Del.icio.us Yahoo Furl Technorati Reddit

 Yaşam hayatın bir parçası.Yaşamı blogluyoruz... :)

                                  ANGUS SIĞIRI

Anavatanı İskoçya'dır. 1800 yıllarda boynuzsuz angus " doddies " olarak anılırken; Hugh Watson angus birliğini kurmuştur. Günümüzde 3 çeşit angus birliği bilinmektedir. 1893 de " Aberdeen - Angus Associotion " ; 1967 de " İrish Angus Cattle Society " ; 1883 de ABD Chigago'da ki " Aberden Angus
Birliği
" dir.

17 mayıs 1873 yılında George Grant adında bir yetiştirici 4 adet angus boğayı Victoria / Kansas'a götürür. Shorthon ve Longhorn ile melezleştirir. Bu melezlerden istenilen verim elde edilemediği için daha sonra angus dişilerini ithal ederek saf kan angus yetiştirmeye başlanır.


1885'de siyah ve kırmızı anguslar ABD'de ırk ayrımı yapılırken, İngiltere ve Kanada'da böyle bir ayrım yapılmaz. 2005 yılı resmi kayıtlarına göre Avrupa'da 324.266 adet siyah angus bulunmaktadır. Bunun sebebi Avrupa'nın gözde etçi ırklarından biri olmasıdır.
Angus ırkını önemli kılan en önemli özellik etinin kalitesidir. Amerika birleşik devletlerinde etçi sığır ırklarının çoğunluğunu angus sığırları oluşturmaktadır. Çünkü diğer etçi ırklarına göre angus ırkı daha kaliteli et üretimine olanak verir. Angus etinin tercih edilmesindeki en önemli özellik et yağ oranının düşük olmasıdır. Diğer ırklarda yağ oranı %35-36 lara kadar varırken angus etinde bu oran %6-7 civarındadır. Angus etinde mermerleşme (yağın kas lifleri arasındaki dağılımı ) mükemmeldir

Angus ırkının diğer ırklara göre tercih edilmesinin sebepleri arasında şunları sayabiliriz;

1. Et kalitesi: Angus eti mermerleşme oranı, et rengi, kokusu, tekstürü, lezzeti ile tüm dünyada tüketiciler tarafından tercih edilen bir ettir.
2. Boynuzsuz oluşu: Angus ırkında erkek ve dişiler boynuzsuzdur. Boynuzsuzluk boynuzluluğa baskındır. Bu yüzden hayvanlar arasında boynuz yaralanmaları olmamaktadır.
3. Erken yaşta ergenliğe ulaşmaları: Angus ırkının dişileri çok erken yaşta ergenliğe ulaşırlar bu sayede erken dönemde yavru alınabilme özelliğine sahiptir.
4. Canlı ağırlık artış oranı yüksektir: Angusların günlük canlı ağırlık artışları 1,4-1,7kg olabilmektedir. Yediği yemi en ekonomik bir şekilde ve en kalite bir şekilde ete çeviren ırk olma özelliği taşımaktadır.
5. Soğuğa ve sıcağa dayanıklı ender ırklardan birisidir: Anguslar kışın -30 derecede yazın ise +30 derecede fevkalade gelişebiliyorlar. Çevre koşullarına uyumları çok iyidir.
6. İleri yaşta bile damızlık olarak kullanılabilme: Angus sığırları ileri yaşta bile üstün kalitede buzağı verme özelliğine sahiptir. Bu özelliği ile yaşlı angus inekleri bile damızlık olarak kullanılabilmekte ve bu özelliği yetiştiricilere büyük katkı sağlamaktadır.
7. Kolay doğum yapabilmesi: Angus ırkı kolay doğum yapabilme özelliğine sahip ender ırklardan birisidir. Başın küçük olması kolay doğum yapmasında çok büyük etkendir.

Angus ırkı genetik olarak " Hydrocephalus " hastalığı ve " Karaciğer yağlanmasına " meyillidir. Karaciğer yağlanması vakaları, ileri seviyelerde bazen ölümcül olabilmektedir. Bu özelliğini genetik olarak aktarabilir. Yapılan DNA testleri ile bu durum boğanın pedigrisinde belirtilir.


* Renkleri Siyah ve kırmızı'dır.
* Doğuştan Erkek ve dişileri boynuzsuzdur. Ayrıca bu özellik boynuzlu ırklarla melezlemelerde baskınlığını korur.
* Düzgün meme yapılıdır.
* Uzun ömürlüdür.
* Döl verimi yüksektir.
* Kolay doğum özelliği.
* Annelik içgüdüsü yüksektir.
* Sakin yapılı fakat insana çekingen davranır.
* Zor hava şartlarına dayanıklıdır.



* Cidago yüksekliği: Erkek: 140 - 145 cm ; Dişiler: 132 - 140 cm
* Canlı ağırlık: Erkek: 1000 - 1100 kg ; Dişiler: 650 - 700 kg
* Buzağı doğum ağırlığı: 39 kg
* Angus eti 1978 de " Certified Angus Beef " markası olarak tescillenmiştir.

Etiketler:e10mami.blogspot.com